6 Mayıs 2014 Salı

Kısaca Ermeni Meselesine Bakış -II


Osmanlı’nın, Ermeni soykırımı yaptığına dair bir tek makul sebep söyleyiniz. Ne bileyim ben, artık Ermenileri doyuramıyorlardı, topraklar yetersizdi, 800 yıllık birikmiş kin vardı gibi mesela. Birisini söyleyin ki, inanalım.

Yalan ve siyaset üzerine kurulmuş, kuru iftiralar o kadar.

Araştırmacılar toprakları kazıyorlar, toplu mezar arıyorlar. Kars, Erzurum, Van, Bitlis, Adana… Pek çok yerde kazılan kuyulardan toplu olarak gömülmüş Müslüman mezarları çıkıyor. Bir tek bile toplu gömülmüş Ermeni mezarı yok. Demek ki, bizimkiler teker teker avlamışlar, birer birer gömmüşler, aralarında da kilometreler var, bu nasıl soykırımsa?

Din adına mı, ırk adına mı öldürüldüler? Eh geri zekâlı olmalı insan (millet), 800 yıl birlikte yaşa, devletinin en üst makamlarına getir, bakan yap, başbakan yap, sanatta, tarımda, ticarette hep onlar yükselsinler, niçin? Torunların öldürsün diye!. Soykırım iddiacılarının mantığı bu! Besle büyüt, geliştir, nüfusları artsın ne için? Torunların öldürsün diye!.. Olacak iş midir bu? Hangi mantığa, hangi vicdana sığar? Madem bir yalan söyleyeceksiniz, daha makul usuller bulun.

İleri sürülen iddia aslında tarihçilerin tartışıp sonuca bağlanması gereken, arşivlerin incelemesi ile karara varılması gereken bir mesele olarak durmasına karşılık, sanırım artık bu aşamayı çoktan geçmiş bulunmaktadır. An itibariyle, tamamıyla siyasi bir yelpazenin, kırılmış parçalarının onarılmasını bekliyor. Siyaset deyince işin içine, Fransızlar, İngilizler, Almanlar, Avrupa’nın tamamı, Ruslar, İranlılar giriyor. Her bir devlet bu meseleden az-çok nemalanmanın peşinde. Diaspora (aslında bu kavramın yanlış kullanıldığını düşünüyorum. Sürgün de hiçbir Ermeni yoktur) Ermenilerini dışarıda kullanıyorlar, Ermenistan’dakileri farklı amaçlarla ve Türkiye’dekileri çok farklı amaçlarla kullanıyorlar. Soykırım mavalı mesela tarih konusuyla uğraşanlara kitaplarını bol parayla satma fırsatı veriyor. Edebiyatla uğraşanlara Nobel ödülleri kazandırıyor. Ermenistan’da yaşayanları birbirlerine sıkı sıkıya bağlıyor, Ermeni siyasetçilerinin yalanla bir ülkenin nasıl yönetileceğinin örneğini veriyorlar. Nüfusu yaşlanmış ve bir türlü çoğalabilme oranını yakalayamayan Avrupa için Ermeniler genç ve çalışabilir nüfus demek. Her bir ülke, ‘yalan’ın bir tarafından nemalanmaktadır.

“Genocide, kısaca ‘soykırım’ demektir. Soykırımın özgün bir tarifi vardır, ki bu milletlerarası hukuk konusudur. Gene de yapılan tespitin ne kadar işlerliği olduğu tartışılmaktadır. Bu karmaşık hukuki müesseseyi anlamak için, hukukçu olmak da yetmez. Geniş ve mukayeseli bir tarih bilgisine ve beşeri coğrafya hamulesine ihtiyaç vardır.” (İlber Ortaylı, Tarihimiz ve Biz)

Namuslu ilim kafası böyle çalıştığı halde, midesi ile düşünüp, bağırsağı ile karar verenlerin hali içler acısıdır. Para, mevki kazanmanın yolu, yalan olsun önemli değil ilmi kenara bırak vur, vurabildiğin kadar Türk’e.

Hayaller ve kurgularla anlatılan hikâyeleri gerçekmiş gibi sanarak, tarihi vesika olarak önümüze sunuyorlar. Benzeri Türk tarihçileri tarafından yapıldığında, ‘resmi tarih’ yaftasıyla karalanıyor. Üstelik anlattıkları hikâyelerde mantık kurgusu, matematik olurluk yok. Kendi içinde bile yalancılığı ortaya konabiliyor.

Birçok düşünen, yorumlayan, inceleyen aklın ulaştığı sonuç şudur: I. Dünya harbi, Osmanlı imparatorluğunun topraklarını paylaşmak için, aralarındaki anlaşmazlıkların giderilmesi, paylaşımın daha büyük güçler lehine yapılması için çıkartılmıştır. Öyle ya, imparatorluğu zayıf ülke yanına bırakmaktan maksat başka ne olabilir? Kaldı ki, bu savaşa asla gönüllü olarak katılmadığı da bir gerçek. Zayıflamış, orduları sıkıntılı, silahları eskimiş bir milletin yeniden savaşa girmek gibi bir düşüncesi asla olamaz. Üstelik, savaş esnasında yapılan stratejik hataları da hesaba katarsak!..

Ermenici yanlısı görüşleriyle tanıdığımız Halil Berktay bir söyleşisinde şunları söyler:

“Ermeni meselesinin özü, gerek büyük devletler, gerekse Balkan milliyetçilikleri tarafından köşeye sıkıştırılan ve neredeyse gidecek yeri kalmayan gecikmiş Türk milliyetçiliğinin bütün birikmiş korku, öfke ve nefretlerinin, Ermenilerin başına patlamasıdır. Söyleşinin başlarında ifade ettiğim gibi, imparatorluğun dağılma sürecinde ortaya çıkan çeşitli milliyetçilikler, sadece ayrılmamak ve kendi bağımsız devletlerini kurmakla yetinmiyor; ilk kurdukları devletçikleri gene Osmanlılar ve bazen de birbirleri aleyhine habire genişletip mini imparatorluklara dönüştürmeyi arzuluyorlardı. Almanya ve Rusya gibi devletlerin ‘pan’ ideolojileri vardı, Pan-Germanizm, Pan-Slavizm gibi; küçük devletlerin ise megali ideaları, yani daha büyük olma, bir büyük Yunanistan’a, Büyük Bulgaristan’a ya da Büyük Sırbistan’a dönüşme hevesleri vardı.”

Berktay, bunları anlatır ve sözü Wilson prensiplerine getirerek, çoğunluğun olduğunun ispatı gerekeciğinden, ve bu sebeple geriye tek bir çare kalacağını vurgular:

“Temizlik, yani kelimenin tam mânâsıyla etnik temizlik –şiddet kullanmak esas ve başta olmak üzere akla gelebilecek her yöntemle, ‘yabancı’ları veya ‘öteki’leri, göz diktiğimiz, ‘bizim’ saydığımız yerlerden kaçırmaya, göçürmeye çalışmak… böylece ya daha baştan, Osmanlı imparatorluğu’ndan ayrılarak ilk defa devlet olma ânı ve sürecinde, ya yakın geçmişte kurulmuş bir devleti daha büyük kılma atılımı içinde, ya da –daha ziyade Türkler ve Türk milliyetçiliği açısından- var olan bir devleti, imparatorluğu koruma çabası içinde, ‘sırf bize ait’ alanlar yaratmak; zaman içinde bu alanları birleştirip bütünleştirerek, homojen, dolayısıyla herkesin kendi milliyetçiliği açısından güvenli terioryalteler kurmak.” (Halil Berktay söyleşi, Kasım 2004 Nokta Dergisi)

Berktay, adeta şunu söylüyor: -Ne olurdu, Ermeniler de kendilerine bir devlet kursalardı da birlikte yaşayıp gitseydik! Romantik, hayalci, (güya) sosyalist kuramsal düşünce. Evine giren hırsıza buyur, istediğini al, hatta buyur birlikte yaşayıp gidelim demek gibi bir şey!. Olur mu, oluru var mı? Hangi devlet, hangi millet kabul edebilir bu düşünceyi? Egemenlik sahasını nasıl bölüşür? Ancak, Berktay gibilerin hayallerinde olabilir.

(Devam edecek)

1 yorum:

  1. Yaşar Kiraz :

    Sevr antlaşması’nın 62.ve 64.maddeleri ve ABD başkanı Wilson'un, "Wilson ilkelerinde" Türkiye sınırları içerisinde Ermenistan ve Kürdistan kurulmasını salık veriyordu. Yani çözüm süreci adı altındaki dayatmanın aslında "Sevr" anlaşmasının revize edilmiş hali olan "neo Sevr" dir. Tarihçi ve Antropologların işi olması gerekirken, neden siyasi?
    Eline sağlık hocam.

    Mesele, “Sevr” ve “Wilson ilkeleri” ile alakalı olup, büyük Ermenistan veya birleşik Ermenistan temellerinin atılmasıdır.
    Ermenilerin yıllardır “irredantist” siyasi iddiaları vardır, bugünkü Türkiye'nin doğusunu oluşturan bu toprakların çoğunda Ermeni soykırımı yaşandığı iddia edip, bu “irredandist” düşüncelerini hayata geçirmek. Meselenin özü bu…

    YanıtlaSil