12 Mayıs 2014 Pazartesi

İrfan Atölyesi


{Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız.} (Atatürk)

İlim ve irfanın tedris edileceği makamlar okullardır, laboratuvarlardır, atölyelerdir, fabrikalardır, tarlalardır, iş tezgâhlarıdır, dükkânların, mağazaların bürolarıdır, müşteri-satıcı diyaloğunun geliştirildiği alanlardır, hoca-öğrenci haberleşmesinin sürekliliğidir, ana-baba eğitimciliğinin tarihten tevarüs eden yöntemleridir, konu-komşunun çocuklar üzerindeki haklarındandır, sokak, mahalle, köy, kasaba, şehir ikliminin insan hayatının tekemmülünde gösterdiği işlevlerdir…

Nihayet, nihayetsiz süreğen ve zaman içindeki değişimi devamlı takip edilen etkin, eylemli ve karşılıklılık ilkesi içerisinde bir birini geliştiren insan olma sürecidir.

Bir tarafı eksik bırakılınca, tamamlanamayan süreç. Amaç; 1. İnsanlığın gelişimi adına, İnsan’ın gelişimi. 2. Dünyanın imarı.

İki maddede toplanılabilen tek maddelik hedef. İnsan.

Eğitimin, öğretimin, irfanın tek hedefi; insan.

Eğitim ve öğretim, irfan altyapısının hazırlanma sürecidir. Fen bilimlerinin, sosyal bilimlerin, ilahiyat bilgilerinin temeli, terbiye ile irfan yüklenilecek kişiyi insan olmaya hazırlama dönemidir. Bellenmiş, sürülmüş, inceltilmiş, tavlanmış tarlaya tohum verme zamanı gelince ustası besmeleyle işe başlar ve tohumu verir toprağa. Okulların temel işlevi torağı işlemektir. İlmin temel görevi budur. Elbette, her tohumun ekilme zamanı farklıdır, her toprağa hangi tohumun ekilmesi gerektiği ince çalışmalar gerektirir. Bu açıklamanın en güzel örneğini Nasreddin Hoca, göle maya çalarak vermiştir ve –“ya, tutarsa”. Diyerek çalınan mayaların, atılan tohumların bir hesapla, ince elenip sık dokunarak yapıldığını belirtmiştir. İrfan dünyasında hesapsız - kitapsız kelam edilmez. Sahibinin ağzından çıkan her kelamın bir sahibi vardır, sahibi bulunmadan o kelam asla söylenilmez. (Burası çok incedir.)

“Binaenaleyh, evlatlarımızı o suretle talim ve terbiye etmeliyiz, onlara bu suretle ilim ve irfan vermeliyiz ki, âlem-i ticaret, ziraat ve san’atta ve bütün bunların sahalarında müsmir olsunlar, müessifi olsunlar, faal olsunlar, ameli bir uzuv olsunlar. Binaenaleyh maarif programımız gerek ibtidai tahsilde, gerek orta tahsilde verilecek bütün şeyler bu nokta-i nazara göre olmalıdır.” (Atatürk)

Testi boş kalırsa çatlar, işe yaramaz hal alır. Bu sebeple, içine su doldurularak saklanır. Bir daha kullanılmak istendiğinde, içindeki su boşaltılır ve taze su doldurulur. Olay ve hayat budur. Önce doldurulur, sonra boşaltılıp yeniden doldurulur.

Dünyanın imarı için gereklidir bu durum. İçinde yaşanılan dünyanın, insanın yaşayabileceği bir seviyeye getirilmesi lazımdır, bu lüzum daima gelişir, insanın talepleri daima devam eder ve artarak istemeye devam eder. Bu talep karşılanmalıdır. Karşılayacak olan da yine insanlardır, insanın kendisidir yani. Gökten zembille inmesini beklemek yanlıştır, herkes birbirlerine bir şeyler (hizmet) yaparak, ortaklaşa bu hayatı sürdüreceklerdir. Anlatılan bu ortaklaşa hayat sürerken, insanların ilişkileri, konuşmaları, hareketleri, sorumlulukları, ehliyetleri, yetkileri.. ni düzenleyen kurallar yazılıp, metinleştiriliyor. Sonuç: Medeniyet.

Medeniyetin gelişimi, mekteplerin verdiği terbiye ile adamların verdiği irfanın izdivacıyla mümkün oluyor.

Nüfusunuzun içinde adamların sayısı (ki, bu bilinemez) ile medeniyet ufkunda aldığınız kilometre at başı gider.

***

Neyse, bir devlete düşen görev; insanlarının ilim, irfan yolunda yetişmesinin önündeki engelleri kaldırmak, yolları asan etmektir.

Savunma, sağlık, imar ve sair hizmetler sonradan gelir.

Milletin geleceğinde, medeniyetin icaplarından; yol, köprü, fabrika, gökdelen, AVM gibi gösterişli yapıların hiçbir değeri yoktur.

Millet, irfan ile yoğrulmuş evlatları vasıtasıyla toprağa tutunur.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder