27 Mayıs 2014 Salı

Bölücülük Tehlike midir?


Başlıktaki soruyu geliştirelim. Tehlike ise bunun tespitinin çok önceleri yapılmış olması, tespitlere göre gerekli tedbirlerin alınması gerekmez miydi? Ötelerden beri tehlike olarak tanımlanan gericilik ve bölücülük tehlike olmaktan çıkartılmışsa, neyin nasıl ve niçin tehlike olduğunun tespitini kim ve nasıl yapacaktır. Güvenlik memurları durumdan vazife çıkartarak kendi inisiyatifleriyle mi tehlikeye el koyacaktır, yoksa önceden belirlenmiş görevlerini yasal olarak mı yapacaklardır? Tehlike olmaya giden hareketlerin, tehlikeli olduğuna kararı kim verecektir, bu durumda güvenlik memurları yalnız bırakılmamışlar mıdır?

Dinci iktidarın 12 yılda başarabildiği sosyolojik gerçeklik, ‘öteki’ kavramını halkın zihnine yerleştirmiş olmasıdır. Bu kavram, bölücülük çalışmalarına giden yoldur. Öncelikle, ‘sen ötekisin’ farkını ona belleteceksin ki, onun bölücülük yapmasının yollarını aralamalısın. Nitekim iktidarlarının başından itibaren, kendilerinin bu ülkenin ‘zenci’leri olduğunu, Müslümanların yıllardır ezildiğini, namaz kılanların fişlendiğini, başörtülülerin okula gidemedikleri, memuriyete giremedikleri gibi konuları sık tekrar etmeleri, ülkedeki otuz altı etnik yapının isimlerini her konuşmalarında söylemeleri, masum ve mazlum kişilerin öteki olduklarının idrak ettirmek dolayısıyla bölücülük çalışmasının ilk aşaması olmaktadır.

Toplum içerisindeki kültürel farklılıkları, kimlik tanımına indirgeyen, kültürlerini anlatırken, kimliğini ön plana çıkartıp, farklılaşma gayretleri içine girenlerin çalışmalarını bölücülük sınıfına koymayacağız da nereye koyacağız? Farklı mutfaklarda pişen aynı adlı yemeklerin tatlarındaki farklılıklar neden ayrılıklar olarak önümüze konulur? Neden kimlik siyasetine indirgenerek çatışmalar tetiklenir? Dinci siyasetin yardımcıları ve onların destekleyicileri de tıpkı onlar gibi, sözde demokrasi, barış ve insan hakları kavramlarını kullanarak amaçları aynı olan gruplar arası birliktelikten başka bir şey değildir. Düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışı. Bu anlayış ki, ülkemizdeki farklılıkları düşmanlaştırma gayretlerine girmiş, özellikle Türk Ordusu üzerinde birlikte tezvirata girişmişlerdir. Başarılı olamadıklarını söyleyemeyiz.

Öncelikle kendilerinin öteki kabul ettiklerinin ‘öteki’ olduğunu onlara anlatarak, sosyolojik düşmanlaştırma ve sırasında çatıştırma yaratma denemeleridir. Özellikle Kürtler ve mütedeyyin kesimler üzerinde oynan oyunu böylece deşifre etmek görevdir her düşünen için. Bir grup içindeki bir kişiyi, o gruptan farklı olduğunu, o gruba göre ‘öteki’ olduğunu anlatmak ve onun beynine bunu işlemek bölücülüktür. İnsan olan, o grubun öylece hayatiyetini devam ettirmesinin yollarını arar, ayrılıkları değil bütünlüğün devamını sağlayacak özellikleri, bir arada tutacak yapıştırıcıları ortaya çıkarır ve sosyal birlikteliği sağlamaya çalışır. Bizde böyle olmuyor, tam tersi farklılıklar öne çıkartılarak, grupların, toplumların diğerlerinden ayrı olduğu vurgulanıyor, bunun da ayrıştırmaya ve bölmeye yönelik çalışmalar olduğunu tespit ediyoruz.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir şikâyetini hatırlıyoruz: “Samimi din âlimlerimiz, kâmil ve Allah dostu velilerimiz, üniversitelerin ilâhiyat Fakültelerinde görev yapan muhterem öğretim üyelerimiz, Başbakan’ın İslâm’la aldatmasına, ahkâm kesmesine, fetvalar vermesine, nereye kadar suskun kalacaklardır?” Çok önemli bir probleme parmak basıyor Bahçeli. Bölücülük ve ötekileştirme aldatma ile başlar. Dinci iktidar, dini kelime ve kavramları kullanarak aldatıyor. Bu kavramları kullandığı için de, özellikle İlahiyat Fakültelerinden eleştiriler gelmemekte, çünkü kendilerinin tekfir edilmesinden korktuklarını sanıyoruz. Aksi halde, özellikle dinsel kavramları kullanarak siyaset yapanları ikaz edecek makam onlar olmalıdır. Öyleyse şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Görevlerini yapmayan bu ilahiyatçılar da işlenen suça iştirak etmektedirler, çünkü itirazları olmayanların zımni destekleri söz konusudur. Biz de şöyle biliriz ve inanırız: “Bölücülük yapan bizden değildir”.

“Tespitim geldi” uyarısıyla sosyal medya sayfasında görüşlerini açıklayan üniversite mensubu Yakup Erdal Ertürk, geçenlerde yayınladığı tespitlerinin oralarda kalmasına içim elvermedi. Daha geniş kesimlerce okunup irdelenmesi ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine inandığım için buraya olduğu gibi alıyorum:

“Dört yıldır Iğdır’dayım. Burası birçok açıdan mahrumiyet olsa da bazı gerçekleri görmemi sağladı.

 Bunlardan ilki, Kürtçü istilanın ulaştığı boyutu görmek oldu. 1980’lerin başında Mardin’de tanıdığım makul devletle baş edemeyeceğinin bilincinde olan Kürt’ün artık olmadığını, dincisinin de, dinsizinin de Kürtçü olduğu ve aynı söylemi açıkça paylaştığını gördüm.

İkincisi, mezhepçiliğin Türklüğün ne denli başının belası olduğunu çok açık ve bariz şekilde hem Sünni, hem Şii mezhepçiliği açısından gözlerimle gördüm, bu da bana laikliğin bir Türk birliği projesi olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlattı.

Üçüncüsü, cemaatçiliğin, tarikatçılığın, dinciliğin iflah olmaz bir hastalık olduğunu Türk’ün aklını başından alıp nasıl da esrik yaptığını, mensubu olduğum üniversite camiasının içinden gördüm.

Dördüncüsü, adam kayırmacılığın, dar kadroculuğun, evet efendimciliğin, sepet efendimciliğin başarının gerçek anahtarı olduğunu, ilkeli duruşun, doğruculuğun ise kişinin başına belalar getirebileceğini bir kez daha anladım…

Tam bir Türkiye gerçeği, adam olan öğrenir ders çıkartır. Adam olmayan düzenin k.ç yalayıcılığına talip olur.”

Şimdi yeniden soralım: Bölücülük tehlike midir?

Cevabını, devlet idaresinin en üstünde bulunanların doğru cevaplaması ve uygulamalarını verecekleri cevaba göre gözden geçirip, güncellemeler yapmaları dileğiyle…


3 yorum:

  1. Tuncay Altunezen :
    "Dinci iktidarın 12 yılda başarabildiği sosyolojik gerçeklik, ‘öteki’ kavramını halkın zihnine yerleştirmiş olmasıdır."
    Asıl tehlike, bu iktidar Hocam. Bu iktidar ve zihniyetinden uzaklaşmadan, sıraladığınız dertlere deva bulmak mümkün görünmüyor.
    Güruh ise, boynunda "din" maskesi ve "borç" halkası ile iktidarın peşinden gitmeye devam ediyor.

    YanıtlaSil
  2. Ali Yıldız:
    Bence tehlike geçti.. Bölündük zaten..

    YanıtlaSil
  3. Atila Göray :
    Maalesef Kürt bölücülüğünün temelleri 1500’lü yıllara dayanır. Yavuz selimle başlayan bu yeni süreçte Türk-Türkmenler tamamen Osmanlı’da dışlanarak Kürtler kadim dost görülmüşlerdir.

    YanıtlaSil