17 Mart 2014 Pazartesi

‘Sağcı Seçmen’ Analizi


“Sevgili yurdum, seni en çok siyasi yorumcuların analizcilerin sözcülerin kandırdılar.” (*)

Pislik yağmaya başlarsa, yere doğru bak, güneş sandığın ışık demetinden kaçır gözünü. Göz, çok önemlidir, bütün bilgilerin sana ulaştığı kapı, o kapıyı iyi korumalısın. O kapıdan, Hak’tan başkası girememeli.

Etrafın, pislikleriyle yığın yapan, ne idiğü belirsiz insan suretindekilerle dolar ve dairenin içinde seni de merkezlerine doğru çekmeye uğraşırlar. Yere doğru, toprağa doğru bakışlarını kaçır ki, etrafından haberin olmasın. Çünkü onlar kendilerini şeytanla yetiştirmişler ve şeytanlaşmışlardır. Böyle olunca, şeytan artık onlardan uzaklaşır, daha doğrusu onların yanında bulunmasına gerek kalmaz. Görevini onlara bırakmıştır.

Toprağa doğru bak, bütün pisliği absorbe eder ve seni korur. Toprak, mütevazı haliyle içine alır seni ve toprak yapana kadar, topraklaştırana kadar meşgul olur seninle. Güneş, daha sonra yeniden doğacaktır. Çünkü vaktiyle güneş diye baktığın güneş değildi. Senin arzuların, isteklerin, davaların, hedeflerinden… Kopup gelen ve daima yanıltıcı olan sahte ışık demetiydi. Orduların mağlubiyet sebepleri.

Kalelerin zapt edilmesinin tek şartı, içerden kişiler bulunması ve onların, ölümüne karşı orduya çalışmasıdır. Kaleyi tahkim edip, içindekilerin eğitimi, talimi, yetişmesi gerçekler eliyle olmalıdır. Yanlış bilgi, yanlış kişi, yanlış sistem; yanlış çoğunluğu doğurur ve onlardan kurtulmanın yolu ancak sonraki göbeğe kadar sürer.

“Türkiye’de sağ seçmenin en büyük karakteristiği ‘inadçılıktır’, inatçılığın ülkemize bir kültürü bir türküsü bir sineması bir romanı bir üretim’i bir hayrı olmamıştır.” (*)

Sıkı sıkıya bağlandığı doğmalar, geleceğinin garantiye alınması düşüncesinden başka bir şey değildir. Ayrıca, idareyi otoriter bir tavırla götürdüğünden yetkililer, bu devranın sonlanmaması için, idaresi altındakilerin değişmesini, gelişmesini önleyici tedbirleri alırlar. Polisin katı gücü, yargının şefkatsiz kararları, ekonomik yaptırımların acımasız tahsilat yöntemleri keskin kılıç gibi durur halkın -taraftarlarının- başında. Egemenler böylece güçlerini korurken, toplum da kendisine verilen uğraşlar içinde durumu muhafaza etmeye devam eder. Bu yöntem sayesinde toplum körleşir, sığlaşır, bulundukları durumdan daha kötüsünü yaşamamak için halini muhafaza etmeye devam eder ve gelecek onları korkutur. Bu durum bir kiriz halidir. Krizden kurtulmanın yolunu arasalar da, yapılmak istenen eylemin muhafaza ettikleri değerlere ne kadar uygun olup olmadıkları hakkında düşünülür ve vaz geçilir. Çünkü -Milli İrade-nin yara almamasına inandırılmıştır. Tüm bu inançları artık onun ideolojisi halini alır. “İdeolojiler oluştukça hantallık baş gösterir. İnsanı bedenleriyle saymaya başlar iktidarlar. Düşünceleri önemli değildir çünkü. Ve bireyin iradesinin sadece toplumun çizdiği sınırlar içinde bir anlamı vardır.” (Erhan Kanışlı, Bunalım ve Değişim başlıklı makalesi)

“Sağ seçmenin çatışması ‘kültür’ üzerinden değil beyinleri zonklatan kuru bir cehaletin inadçığıyla kuruldu.” (*)

‘Kuru cehaletin inatçılığı’nın yanı sıra; değer yargıları konusunda kendisini en üst seviyede görmesi, eskimiş eşyalarını bir türlü atamaması ve yaşadığı mekânın bir nevi çöplük olması, etrafının kendi fikirlerine evet dememesi halinde onlarla çalışma yapmaması ve cimri olması gibi özelliklerini de saymalıyız.

Böyle beyinlerin Hakk ile irtibat kurarak bir eser meydana getirmesi düşünülemez. Hatta üniversite diploması sahibi olmalarına rağmen çoğunluğun, günlük meşgaleler içinde boğulma durumunda olması, yönünü Hakk’a çevirmesini engeller. Pislik böylece yağar. Tembellik, üşengeçlik, nemelazımcılık, önemsememezlik, dert etmemezlik, üzerinde düşünmemezlik kuru inatçılığın sonuçlarıdır ve beynin çalışmasını durdurur. Pislik, her tarafı doldurur. Komşusunun evine giren hırsız onu sevindirir. Yakınının çocuğunun sınav kazanamaması onu zevklendirir. Tüm kazançların kendisinin olmasını ister. Dünyada bir o vardır, diğerleri yok hükmündedir.

Dünya, onun için sonu olan bir yer değil, sanki sonsuzluk burasıdır. Düşünceleri sığdır. Enginlik onun harcı değildir.

“Bu ‘dinimizce caiz değil’ demesi, dine inandığı için değil, karşı pozisyonu oturtacak bir sebep bulamadığı içindir.” (*)

Din algısı ‘beden’e bağlıdır. Dünyada bedeni ile var olduğunu düşünmez, fakat bedeninin kendisi olduğuna inanır. Küçük çağlarından itibaren öğrendiği bir takım hikâyelerin din olduğuna inandırılmıştır. Zaten daha ötesini bilmesini de gerek yoktur. Lazım olduğunda nasılsa bir hoca bulur ve sorar. Elbette bulacağı da kendisi gibi inananlardandır. Onun da vereceği bilgi ancak kendisinin bilebileceği bilgi kadardır. Böylece bir kısır döngüdür gider. Bedeninin bir gün toprağa gömüleceğini düşünür. Orada çeşitli eziyetlere tabi olacağını bilir. Bu sebeple hayatı büyük korkular içinde geçer. Korkuları onu pek çok hastalığa düçar eder. Bedeninin parçaları, midesi, böbreği, bağırsağı hatalı işlemeye başlar, rengi solar, terlemeler - titremeler olur, baygınlık geçirir, göğsü sıkışır… Bunların tamamı ruhi sebeplerledir, korkularındandır.

Böyle bir kişinin tuttuğu spor takımını değiştirmeye mecali olmadığı gibi, oy verdiği partiyi de değiştirmeyi akıl edemez.

Gariptir ki, bahsedilen tipin sahip olduğu din algısı, egemen güçlerin bilerek ve isteyerek öğretisinden kaynaklanır. İlahiyatçılar ve Diyanet iktidarın isteğine göre toplumu eğip bükmektedir. Bu durum onların bile isteye yaptığı bir faaliyet olmayabilir. İstemeden de, bilmeden de yapılıyor olabilir, lakin sonuç değişmiyor.

Ve bütün bunlar, muhafazakâr toplum mühendisliğinin sonucudur.

Pislik yağmaya başlarsa, çevir bakışını ‘Toprak’a doğru.

Boşuna mı söyledi Veysel Baba: “Benim sadık yârim kara topraktır.”

(*) Cümleler, Nihat Genç’in inat Oyları başlıklı yazısından alınmıştır. 7.2.2014 Odatv


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder