4 Ocak 2014 Cumartesi

Ümmet, İslamcılık ve Günümüz Tartışmaları-II


XIX. Yüzyıl karabasan gibi çöker üstümüze. ‘Kendim ettim, kendim buldum’ türküleri okunacaktır yıllar sonra. Gün be gün gücünü yitirir İmparatorluk. Yüzyılın sonuna doğru gücünü iyice yitiren Osmanlı İmparatorluğu, ayakta kalmanın bir yolu olarak, İslamcılık ve Türkçülük politikalarını uygulamak gereğini duymuştu. Balkanlardaki gücünü kaybedip, oralar bir bir elden çıkınca vatansız kalmak korkusu sarar İmparatorluk yöneticilerini, sarayı ve sıra Anadolu’nun elden çıkartılması ihtimaline gelince, devletin ömrünün uzatılabilmesinin bir yoluydu bu politikalar. ‘İslamcılık’ denen düşünce sistemi o günlerin hediyesidir.

Bernard Lewis’in, ‘Modern Türkiye’nin Doğuşu adlı eserini incelediği, ‘Bernard Lewis ve Oryantalist Gelenek’ isimli çalışmasında Özgür Oral, “Osmanlı Devleti’nin, dağılma döneminde kendine yeni bir meşruiyet kaynağı arama sürecinde Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımlarından birini seçme zorunluluğu ile karşı karşıya kaldığı ifade edilir. Lewis’in ‘İslamlığı kabul eden uluslararasında hiçbiri, kendi aynı özdeşliğini İslam ümmeti içinde eritmekte Türklerden daha ileri gitmedi’ dediği Türklerin hem İslam’a hem de siyasal olarak hanedana oldukça bağlı oldukları bilinen bir gerçektir. Fakat Lewis’in kurgusuna göre Türklerin hanedan bağlılığı milliyet fikirleri ile yıkılmaya başlamıştır,. Bunun yerini ise Batı tipi vatan kavramı almıştır. Bu noktadan sonra sırf dinsel ya da hanedan bağları ile Osmanlı İmparatorluğu’nun içindeki diğer uluslarla birarada kalabilmek imkânsız bir hale gelmiştir. Gerek gayrimüslim ulusların tek tek bağımsızlıklarını ilanı ve gerekse de Müslüman unsurlar arasındaki milliyetçi hareketler neticesinde İttihat ve Terakki’nin Türkçülüğü benimsememesi kaçınılmazdır”. (Türkiye araştırmaları literatür dergisi, Cilt 1, sayı 2, 2003)

Meşhur ayaklanma 31 Mart vakkası’nda, ayaklanmanın kim veya kimler tarafından çıkartıldığı muammadır. Ancak, “kimlerin askeri kışkırttığı belliydi. Bir kez Derviş Vahdeti’nin gazetesi Volkan vardı. Derviş Vahdeti Kıbrıslı olup Nakşibendi tarikatına mensup iken, İngiliz yönetimi için çalışmış biriydi. Muhalefete mensup çağdaş bir İslamcı diye tanımlanabilir.” (Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, Prof. Dr. Sina Akşin, 1.Cilt) Dikkat, İngiliz yönetimine çalışan, Nakşibendi tarikatı mensubu!

İslamcılık; “Batı emperyalizminin dünya çapındaki yayılışı karşısında, ülkelerinin sömürgeleştirilmesine karşı tepki gösteren Müslümanların duygu ve düşüncelerini dile getiren, buna İslamiyet’te çare arayan akım olarak tanımlanabilir.” (Akşin, aynı eser)

Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamlı günlerinden geriye dönüşünü, Batı devletlerini gezip, gören, inceleyen, değerlendiren Osmanlı aydınlarınca: Bu aydınlardan bazıları, ‘geriye dönüşün İslam’dan kaynaklandığı’ sonucuna vardılar. Suçu doğrudan İslam’a dayandırmaları, aslında yavaş yavaş hanedana karşı fikirlerin de yeşermesine neden olmuştur. Hatalar üst üste ve çözüm bulmaya çalışanlarca yapılmaktaydı. Müslümanların halini görmek istemeyenlerin, İslam’a suçu yüklemeleri, körün fili tarifi gibi bir sonuçtur. Düşünme sistematiğini kaybederseniz bir kere, şeytanın aklınıza getirdiği verileri hakikat gibi algılarsınız. Hata, medreselerin ilimden uzaklaşması, müderrislerin, mektep görevlilerinin ilimden ziyade siyasete bulaşmaları, eskimiş fıkıh kurallarının İslamiyet emriymiş gibi millet dimağına dayatılması, felaketin kesin sonucudur şeklinde yorumluyoruz. İki taraf vardı hatanın içinde yoğrulan. Birincisi, mesela felsefenin hala gâvur icadı olduğunu düşünüp, ilimden uzaklaşanlar sınıfı, bunlar çözümü kısır düşünceleriyle İslam’a sarılmak olarak yorumluyorlardı ki, bunun sonucu kuru softalıktı. İkinciler ise, suçu İslam’a yükleyenler ve kurtuluşun Batı gibi olmaktan geçtiğine inananlar.

Maalesef günümüzde de, her iki grup canlılığını sürdürmektedir. Lakin bazı konularda beraber davrandıkları örnekleri de görülmüştür.
(Devam edecek)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder