29 Ocak 2014 Çarşamba

Kılıçdaroğlu Ne Yapmak istiyor?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun ABD seyahatiyle ilgili olarak:

Brookings Enstitüsü’nde yüksek Yahudi heyetiyle görüşme yapmış Kılıçdaroğlu:

“Demokratikleşme paketini nasıl buluyorsunuz”

Sorusuna:

“Yeterli bulmuyoruz”

Cevabını vermiş.

Şimdi demokratikleşme planlarının nereden geldiği daha iyi anlaşılıyor.

Sana ne diyememiş.

Biz kendi paketlerimizi kendimiz hazırlayabiliriz diyememiş.

Ya ne demiş oldu Kılıçdaroğlu?

Bizi iktidar yaparsanız, AKP’nin bir yaptığını iki, üç yaparız mealinde bir şeyler demiş.

Başka nasıl yorumlanır?

Yeniçağ’dan Savaş Süzal haber verip yorumluyordu: “Henry Barkey, sanki bir dönem Tayyip Bey7in peşinde dolanan ve PKK’nın haklarını savunan o değilmiş gibi bu kez, Ruşen Çakır ve CHP içindeki Diyarbakır eski Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu ile pek sıkı fıkıydı. AKP ile yarım kalan PKK işlemlerini CHP’ye tamamlatmak istiyor gibi bir hava edindim.”

Bizim yorumlarımıza denk bir açıklama. Başka türlü izahat bulmakta zor.

İktidar koltukları, ABD’ye dayanarak doldurulur. Kılıçdaroğlu’nun yaptığı da bu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, Yeniçağ Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmede, AKP ve Erdoğan hakkında; “Türkiye’nin yakın tarihiyle barışık değil”. (17 Ekim tarihli Yeniçağ) Demiş.

Yanıldığımız, yanıldıkları nokta da burası zaten. Doğrudur, Türkiye Cumhuriyeti’nin birçok değerleri tasfiye edilmiştir, lakin yakın tarihten olarak düşmanlık sadece Atatürk için değil, Türk’e ait ne varsa konun içinde düşmanlık geliştirilmiştir. Yani, sadece ‘yakın tarih’ düşmanlığı diyerek işin içinden çıkamayız. Bakmayın, Alparslan dediklerine, bakmayın Fatih… Dediklerine. Türk ve Türk’e ait ne varsa tamamına karşılar.

İyi de, böyle olmasını talimatlayan güç, bugün sırtınızı dayamak istediğiniz gücün kendisidir. Yarın sizden de aynı tavırları ve hizmetleri bekleyeceklerinden şimdiden emin olunuz. Aksi halde, sizin de ömrünüz yakın geçmişte gördüğümüz gibi kısacık olur.

Öyleyse yapılması ve inanılması gereken, sadece ve sadece kendi milletine güvenmek ve başkalarına yapamayacağın sözleri vermemektir. Bağımsızlıkta budur, halkçılıkta budur, milliyetçilikte budur. Ambleminizdeki 6 ok’un da manası budur.

Türk Ordusu’nun savunma amaçlı almak istediği ‘savunma füzeleri’ konusunda devletimiz tarafından, Çin’den alınması çalışmaları yaptığını basından takip etmiştik. ABD gezisinde Kılıçdaroğlu’nun karşısına da çıkartılır bu durum. “Beyaz Saray’da Başkan Obama’nın Avrupa işlerinden sorumlu baş danışmanlarından Donfried ile bir araya gelen Kılıçdaroğlu, ABD’nin derin rahatsızlık duyduğu AKP’nin Çin’den füze alma planlarına karşı olduğunu belirtmiş.” Haberi Amberin Zaman veriyor.

İşte anlamamız ve çözümlenmesi gereken nokta da burası. Bir iktidarın yaptığı yanlışlar elbette düzeltilecektir, ancak burada yanlışlık nerede? Yanlışlık şu ki, sadece alımlar ABD’den yapılmayacak. Nereden baksanız, 6 Milyar Dolarlık bir alım. Sormalıyız, neden ihale şartları içinde bulunan, “yüklenici firmanın Türkiye şirketleriyle ortaklık kurarak, üretimini Türkiye’de yapması” şartını ABD’li şirketler neden yerine getirmiyorlar. Yoksa Türkiye savunmasının güçlenmesi ve üretimini Türklerin kendilerinin yapmasını istemiyorlar mı? NATO’ya uyumluluk palavrasına sığınmaya gerek yok.

Evet, soru budur. Evet, Kılıçdaroğlu’nun cevaplaması gereken soru da budur.

***

Şiraze

“İş şirazesinden çıkmak üzere.”

İktidarın gönüllü destekçisi, Recep Tayyip Erdoğan’ın adeta sözcüsü gibi davranan Yeni Şafak gazetesi’nden Abdülkadir SELVİ.

Ne olanları anlayabiliyorlar, ne de anlamlandırabiliyorlar. Bu kavga, ne dershaneler kavgası, ne de cemaat-hükümet kavgasıdır. Şirazeden çıkalı yıllar olmuş, şimdi şimdi dillendirebiliyorlar ancak. Daha doğrusu ‘şiraze’ kelimesinin ne anlama geldiğinden haberleri bile yok.

Menfaat kavgası, sen-ben mücadelesi, devleti hepten yutma cebelleşmesi bu durumlara getirdi. Hala Ergenekon’dan dem vurularak, kirli pazarlıkların üstü örtülmek isteniyor. Hala önlerinde büyük büyük derin devlet güçlerinden bahsedilerek, çirkinliklerini gizlemek istiyorlar.

Bizim külahımıza anlatın bunları. Önünüzde bir-bir buçuk yıl daha var. Ne kaparsanız kârdır mantığı ile hareket ediyorsunuz.

Sonra?

Sonrasını, hem Devlet Bahçeli, hem Kılıçdaroğlu söylüyor.

Yüce Adalet Divanı.

Şirazeden çıkalı yıllar olmuş…

Sen hala çıkış yolu arıyorsun.

Kolay gelsin!...

***

Bir mesajla bitirelim yazımızı:

“Kaç yıl geçti, Bin yıl mı, Yüz Bin yıl mı?

Yıl dediğin nedir ki? Dünya isimli yıldızın güneşin etrafındaki bir turu değil mi?

Ha Bin, ha Yüz Bin tur attı bana ne. Sonra ne fark eder ki? Bana göre, sana göre, ona göre olan bir ölçü değil midir yıl, yüzyıl?

Kaç yılın geçmesi değil, geçen yıllarda varılan nokta önemlidir. Amaca ulaşıldı mı, senden istenen tahakkuk etti mi, ettirildi mi? Lazım olan budur.

Gerisi boşa kürek çekmek.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder