18 Mayıs 2010 Salı

Serdar TURGUT Yazısı Üzerine

Akşam Gazetesi yazarı Serdar Turgut’a gönderilmek üzere yazılmış bu yazı, Sayın Turgut’un e-posta adresi yanlış ve/veya kapalı olduğundan gönderilememiş, bu nedenle blogda yayınlamaya karar verilmiştir.(Tırnak içi cümleler Turgut’a aittir)

Sayın Serdar TURGUT;

18.05.2010 Tarihli yazınız ve Sorular;

-"Aydınlanma sürecinin inanç ile tanışması süreci başlamıştır." Evet, chp'de belkide eksik olan inançları konuşabilmekti.

Bu iş Fetullah Gülen'le mi olacak?

-"İnanç sadece dindarların eline bırakılamayacak kadar önemli bir konudur." İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet işleri'nin inançları da, anladıkları ve öğrettikleri din "algıları da" chp ile birlikte sorgulanmalı mıdır?

-"Dindar olmak bir insana otomatik olarak ahlaklı.." Yukarıdaki sorularla ilintili. İslam dini _Ahlak_tır. Hz. Muhammed "Ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim" hadisi ile Din in "güzel ahlak" olduğunu mu vurgulamak istemişti? Bir kısım zevat kendilerinin yada tarihsel süreçte oluşmuş -uydurulmuş kuralları- ahlak diye kabul etmiş ve sonraların da islamın, inancın kaidesi olarak koyu bir taasubiyetle uygulayagelmişlerdir. CHP'ye hangisini öneriyorsunuz? Bugün ilim ve irfan ile, medeniyetin ulaştığı seviyedeki ahlak anlayışı mı, devletine vergi vermeyen -verilse de günah olduğunu- savunan geri kalmış örümceklenmiş bir ahlak anlayışı mı? hangisi.

-"Baykal hakkında konuşurken onun için ahlaksızlık iması yaptığı için belki şimdi siyasi başarı kazandığını düşünmektedir ama bu da onun beklemediği sonuçlara varacaktır." Tamamen katılıyorum. bütün amacı siyaseten üç gün fazla kalmak olan bir kişinin ahlakla filan işi olamaz, kendi partisindeki dile düşmüş kişilerin üstünü örtmek için birilerine saldırmak hangi ahlak kuralıyla ölçülebilir. "... laik kesimin ahlaksız olduğunu ileriye sürmektedirler..." bence tamamen kendi ahlaksızlıklarını kapatmak için geniş halk kesimlerine yapılan kötü, ve kara propaganda...

-"Türkiye'nin yarım kalmış aydınlanma sürecinde inanç ve ahlak kavramları tartışılmadan ve bu iki kavram üzerinde bir konsensüs oluşturulmadan geleceğimizi kurtarmamız mümkün değildir." Tam puan alan bir cümle.İlim, irfan ve tefekkür (medeniyet) ahlakının bulunmadığı hiç bir ahlak önerisi ile mutabakat kurmak mümkün değildir. Ancak, onlar kendi bildikleri gibi yaşarlar, onlara karışmayız-karışamayız-, devlet yöneticeleri ise medeniyetin önerdiği -ahlak- anlayışından başka bir anlayışı topluma -kamusal alana- asla öneremezler. Bu vebali taşımak kolay değildir. Toplumsal olarak gerilemeye götürecek kararlar -alınamaz- ve -uygulanamaz-.

-"Sonra Kemal Kılıçdaroğlu tartışıldı.
Ben ona ilginin neden büyük olduğunu, belediye başkanlığı seçiminde neden çok oy aldığının iyi anlaşılması gerektiğini söyledim. Bence halk ona ahlaklı olduğundan, inançlı kesimle diyaloğa açık olduğundan ve belki de onun da inançlı olduğuna inandığından ilgi gösteriyordu." Evet doğru. Mesele isimler değil tabiiki. CHP'nin İslam'dan, inançtan, maneviyattan bîhaber ve uzak olduğu kadar, kendilerini İslam, inanç üzerine olduklarını iddia edenlerin de inançlarını, kabullerini gözden geçirmeleri, sorgulamaları gerektiğini düşünmekteyim. Belki de, imanlı olduklarını söyleyenleri gördükçe, izledikçe CHP ve onun gibiler inançtan kaçmaktalar, dolayısıyla bu konuda -suç- tamamen 2. grupdakilerdedir. Bu konu da sizin ateistlik ve ateist olduğunuzla ilgili yazılara yeniden bakmak gerekecek.

-"CHP'nin başına gelecek kadın mutlaka inançlı ve hatta tercihen başı örtülü olmalıydı." İşte -karşı propagandanın- Serdar Turgut üzerindeki etkisi. İnanç ve -başörtüsünü- nasıl bir arada düşünebildiğiniz tarafımızdan anlaşılamadı. Yani inançlı bir kadın olabilmek başörtüsü ile mi mümkün? lütfen özellikle -başörtüsü- görüşlerinizi bir daha gözden geçiriniz.

-"Tarihi süreçlerde bazen bireyin verdiği sembolik işaretler uzun sınıf savaşlarının çözemediği meseleleri kısa sürede çözmeyi başarabilir. " Lütfen, örneklermisiniz. bendeniz böyle bir şey hatırlamıyorum. Gerçi -başarabilir- derken kesinlik yok ama, böyle bile söylemek, kendilerini inançlı gösteren ve inançlarından dolayı başlarını örttüğünü söyleyen kesime -doğruluklarını- kabul etmek gibi bir sonuç çıkar ki, o zaman yıllar yıllar boyu tüm okumalarınız güme gider. Basit sıradan bir şairin bir dörtlüğünü bile anlayamayan beyinler nasıl olur da Allah kelamını hemen anlayabilirler?

Başını ağrıttımsa özür dilerim.

Saygılarımla

Mahmut EMİN

10 Mayıs 2010 Pazartesi

‘Doymaz’lar

Akşam yaklaşmış, iyice de acıkmışlardı çocuklar. Izgara da karar kılındı. Mangal yakılması, Salata, ayran, kap kacak, çatal bıçak…işler paylaşıldı. Bize mangalın yakılması, etlerin pişirilmesi işi düştü. Hafiften denizden karaya esen ılık ve nemli –serin- rüzgar vardı. İskilip Mangalının yanması da bir başka olur, hafif esintili zamanlarda. Çalı çırpı toplandı etraftan. Bir güzel yerleştirdik mangalın içine, üzerine de meşe odunun yakılmış kömürlerinden yığdık. Alttan, bir gazete parçasıyla tutuşturduk ve çatırdamaya başladı, keyifli…

Salata malzemesi olan patlıcan, biber ve domatesler bir güzel közlendi önce mangalda…

Bir tarafta masa hazırlanırken, salata yapılmaya başlanmıştı…

Bende, etleri yerleştirdim ızgaraya.

Biraz da yağlı olduğundanmıdır nedir? Cızırdayan ızgara üzerinden müthiş bir duman yükseldi rüzgarın da tesiriyle.Yanan yağlar kokusu ile birlikte etrafa dumanlıyordu. Bir ara neredeyse vaz geçecektim. Uzaktan mahallenin köpeklerinden birisi "ateş" uygun adımla ilerliyordu bizden tarafa. Henüz pişen bir şeyde yok diye düşündüm. Neyse, biraz bekler bir iki lokma hallederiz, diye içimden geçirdim. Ateş başını ve kulaklarını dikerek yanımızdan, bize de bakmadan, olduğu gibi ileriye bakarak uygun adımla geçit resmindeki talebeler edasıyla yanımızdan geçti gitti. Ardından baka kaldım. Bir köpeğin dumanları çıkan ve etrafa yayılan kokulara aldırmadan geçip gitmesi olacak gibi değildi…

Atı, katı, yatı, envai çeşit malı mülkü, parası, kasası… her bi şeyleri tamam olduğu halde durmadan daha da, daha da diyerek fakir fukaranın parasına malına gözünü diken doymaz’ları gördükçe, "mahalle köpeği ateş" hatırıma düşer…